BAŞARIYA GİDEN YOL
Başarıya Giden Yol:
Başarıya ulaşabilmek için kendinizi aşmayı , kendinizi değiştirmeyi ve tekdüzelikten kurtulmayı istemelisiniz. Bunun sonucunda elde edeceğiniz başarının, size ne gibi maddi ve manevi katkılar yapabileceğini yazarak görmeniz gerekebilir. Bu hem o hedefe yönelik isteğinizi, hem de performansınızı olumlu yönde etkileyecektir.Bazı işleri yaparken, özellikle de normal günlük hayatın dışında bir aktivite gerçekleştirmemiz gerekiyorsa, bir miktar kaygı ve gerilim hissedebiliriz. Bir eyleme motivasyon için çok fazla olmamak kaydı ile kaygı gerekli bir durumdur.Karşılaştığımız bazı vücutsal ve duygusal sorunlar, belirtiler bir buzdağının suyun yüzünde kalan, gözle görülebilir belirtileridir. Oysa ki, o küçük gibi görünen sorun günlük yaklaşımlarla ne kadar giderilmeye çalışılırsa çalışılsın, derindeki asıl büyük sorunlar kitlesi etkisini hissettirmeye devam edecektir. Bu nedenle bugün yaşadığınız sorunların kökleri geçmişte yaşayıp ,unutmaya çalıştığınız, yüzleşmeyip üzerini örttüğünüz olaylarla ilgilidir. O yüzden eğer tek başınıza sizi derinden etkileyen bu sorunlarla yüzleşemiyorsanız, psikiyatrik yardım almalısınız. Bunlarla yüzleşmek ve çözüme yönelmek cesaret ister. Ancak düşünülmesi gereken şey bu sorunla yaşamak sizde ne kadar kapasite kaybına yol açmaktadır. Şu anki durumunuz sizi ne ölçüde mutlu ediyor.Altta yatan sorunları çözerek kendinizi değiştirmeye zorlarsanız kapasitenizin daha fazlasını kullanarak neler elde edebilirsiniz.Küçük sorunlar sizi yıldırmamalıdır. Bir tanrı olmadığınıza göre, sizin de yanlış yapmaya hakkınız var. Hedefleriniz ve planlarınız da zaman zaman duruma göre değişiklikler yaparak, esnek hareket etmeye gayret etmelisiniz. Bazen çevreden farklı tepkiler aldığınızda ve en ufak aksaklıkta , eğer bakış açınızı değiştirmezseniz moral bozukluğusıkıntı ve ümitsizlik içine girebilirsiniz. Hedefleriniz ne kadar gerçekçidir, ne kadar size uygundur bunu da düşünmelisiniz. Hiç üzülmeden, bir şeylerden fedakarlık etmeden ve yorulmadan hedeflerinize ulaşmak gerçek ötesi bir beklentidir. Gerek akademik ,gerekse mesleki, sosyal başarı zaman içinde kazanılır. Psikiyatrik tedaviler de böyledir. Tedavi süreci ilerleyince. tedavide ne kadar yol alabildiğinizi görebilirsiniz. Bunların hepsi maraton koşmak gibidir. Hayatın her aşaması ve anını yüz metre koşusu temposu ile koşamazsınız. Hayatın tüm bu alanları belirli bir tempo ile koşulur. Koşarken ne kadar koştuğunuzu anlayamazsınız, maratonda rakibiniz kendinizdir. Önemli olan başkalarını geçmek değil, kendinizin en iyi derecesini yaparak, maratonu tamamlayabilmektir.Temponuzda ve konsantrasyonunuzda azalmaların olması , vücudunuzun artık yorulduğu ve bakım gerektirdiği şeklinde bir ikazıdır size. Bu sese direnerek, vücudunuzu zorlarsanız, sizi ummadık bir yerde yolda bırakabilir.Adımlarınızı uygun hızda atmalısınız. Normalde 10-15 adımda ulaşabileceğiniz bir hedefe sıçrayarak 3 harekette ulaşabilirsiniz, ancak bu hareket tarzına alışık değilseniz risklidir ve sakatlanma olasılığı vardır. Burada olduğu gibi bir çırpıda yeni bir başarıya ulaşmak her zaman mümkün olmaz, hedeflerinizi yavaş yavaş büyüterek gerçekleştirmeye çalışın. Bu şekilde bir anda hedefinize ulaşamadığınızda da yıkılmamış olursunuz.Umutsuzluğa ve sıkıntıya düştüğünüzde daha önceleri karşılaştığınız ve içine düştüğünüz daha zor durumları düşünün. Sürekli olarak “ şu anki yaşadıklarınızdan çok daha zor olayları aştığınızı, artık o günlere göre daha kuvvetli, tecrübeli ve daha uygun koşullar içinde olduğunuzu, bu günleri aşmanın sizin için o günlere göre çok daha kolay ” olduğunu düşünün.Kendinizi bıkkın hissettiğinizde amaçlarınızı daha çok aklınıza getirmeye ve o konuda çalışın
sınavlar ve stresleri
Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Başaran Sezer, yaklaşan OKS, ÖSS ve SBS öncesinde öğrencilerin sınav stresinin arttığını belirterek, öğrencilere stresle başa çıkabilmeleri için ip uçları verdi.
Sezer, yaptığı yazılı açıklamada, sınav stresinin, üstesinden gelinmemesi halinde depresyona ve "genelleşmiş anksiyete bozuklukları"na neden olabileceğini bildirdi.
Ergenlerde görülen sınav stresinin birçok nedeni olduğuna dikkati çeken Sezer, sınava hazırlanma sürecinde ve sınav sırasında yapılacakların yanı sıra ailenin sınavdan beklentilerinin de ergen üzerinde sınav stresinin oluşmasına neden olduğunu kaydetti.
Aile ve Öğretmenin İşbirliği Önemli
Sezer, aile ve öğretmenlerin iyi iletişim kurmaları ve işbirliği yapmalarının stresle başa çıkma süreçlerini kolaylaştırdığını ifade etti.
Sınav stresini yaşamamak için genel olarak alınabilecek tedbirler arasında uygun bir program hazırlayarak düzenli çalışmanın ilk sırada yer aldığını vurgulayan Sezer, şunları kaydetti:
"Zamanın düzenlenmesi kaygıyı azaltır. Gerçekçi çalışma hedefleri konularak öğrencinin kendi kapasitesi oranında saat ayarlamalarına gidilmelidir. Öte yandan çalışmaları sosyal faaliyetlere ara vermeden düzenli bir şekilde sürdürmek de çok önemli. Yoğun çalışma temposu zamanla bıkkınlık ve tükenmişliğe sebep olur. Başkalarının yorum ve telkinlerine kapılmak da sınav stresine kapı açar."
15 bin genç kıza MEB’den iş imkânı

Shadyside Inn Suites is different. Your idea of staying in a hotel is about to change. Our suites are not typical hotel rooms. In fact we do not have rooms; we only offer suites. Why are we different? Your suite is a fully furnished apartment with the same amenities as a hotel located in a residential neighborhood. It’s not just any neighborhood, it's Shadyside, Pittsburgh’s most quaint, trendy, and upscale urban area. Picture Boston’s Newberry Street, or New York’s East Village and you will get an idea of what the Shadyside area is like.
Imagine having your own apartment in the best location in Pittsburgh for as little as a day or for as long as a lifetime. Shadyside Inn Suites is as flexible as you need. Only going to be here for a night? Why not have your own fully equipped apartment? Need somewhere to stay for a month while your house is renovated? Shadyside Inn Suites is your answer. Looking to attend the University for only nine months? Shadyside Inn Suites can accommodate. Think this is going to cost you more than a hotel? Not even close. Our rates are lower, our suites are double the size of any hotel in the area, our parking is free, and our location is unrivaled.
Our suites are located within a block or two of some of the best dining, entertainment, and shopping in Pittsburgh. At your door are 135+ shops, 15+ restaurants and some of the best nightlife in the area. Shop in small boutiques, visit your favorite national store, and dine on cuisines from all over the world. Shadyside living is unmatched.
Stay in Shadyside and still be approximately 4 miles from Downtown Pittsburgh and the Convention Center and less than 1 mile from the following hospitals: Presbyterian, Montefiore, Magee Women's, Falk Clinic, West Penn, Children's, Shadyside Hospital, and Western Psychiatric
Within 1 mile of the Shadyside Inn Suites is The Carnegie Museum of Art, The Museum of Natural History, The University of Pittsburgh, Carnegie Mellon University Chatham College, and Carlow College.
Besides coming for a visit, the best way to learn about our story is read what other people have said about us. Please click on the fo
Lise mezunu işsiz genç kızlara müjdeli haber. MEB 15 bin kadını eğitip ‘yardımcı abla’ sertifikası verecek. Gençler, sertifikayla devlet ve özel okulların ana sınıflarında görev alabilecek
Milli Eğitim Bakanlığı, 15 bin kadına istihdam kapısı açacak olan “yardımcı ablalık” sertifika programını hayata geçiriyor. 2009, 2010 ve 2011 yıllarında kademeli olarak 15 bin lise mezunu kadına “yardımcı ablalık” eğitimi verilecek.
Okul öncesi eğitim çağındaki çocukların okullaşma oranını yüzde 35’e yükselten ve bunu yüzde 50’ye yükseltme çalışmalarına hız veren Bakanlık, personel ihtiyacını da sertifikalı “yardımcı ablalar” ile kapatacak. 30 milyon YTL’lik projeyi AB finanse ediyor. Proje çerçevesinde ilk kursiyerler 2009 yılı Nisan ayında eğitime alınacak.
Projeyle lise mezunu olan kadınlar, MEB’in vereceği teorik ve pratik eğitimin ardından sertifika almaya hak kazanacak. “Yardımcı abla” sertifikası alan 15 bin kadın devlette de iş imkânı bulabilecek. Bakanlığın yaklaşık 2 bin 500 kadını istihdam etmesi planlanıyor. Eğitim alan diğer “yardımcı ablalar” ise özel kreşler ve ana okullarında iş imkânı bulacak.
Sevgi anneden, güven babadan
Arkadaşlarına ya da öğretmenine "En güzel anne benim annem" ya da "En güçlü baba benim babam" demeyen çocuk var mıdır? Kaç çocuk, "Benim annem senin annenden daha güzel", "Benim babam senin babam döver" cümlesini gururla söylememiştir? Çocuğun iç dünyasında güzel anne tanımlaması gi duygusunu, güçlü baba tanımlaması da güven duygusunu simgeler. Daha sonraları en güzel yemek yapan anne, en güze giyinen anne, en hızlı araba kullanan baba, topu en uzağa atan baba, uçurtmayı en yükseğe çıkaran baba gözlemleri çocuğu anne-babasında pekiştirdiği sevgi ve güven duygularının daha geliştirilmiş saptamaları olarak karşımıza çıkar.
Annenin sevgi ve şefkati, babanın gücü ve koruyuculuk çocuğun kişilik gelişimde çok önemli bir rol oynarken, çocuk aynı zamanda bu iki duygunun rehberliğinde hayatı anlamlandırmaya, tanımaya ve bu iki duyguyu kendi kişilinde oluşturup büyütmeye başlar. Tüm bu duygu alışverişi sırasında çocuk sevildiğim ve güvenildiğini de hissetme gereksinimi duyar. Bütün psikolojik rahatsızlıkların temelinde, sevgi ve güven duygusunun eksikliğinin yattığını biliyor muydunuz?
Anne-baba olmanın belki de en çok sorumluluk isteyen yanı, çocuğa sevgi ve güven duygusunu hissettirebilmek. Elbette her anne-baba çocuğunu sever ve onu korur. Peki, o zaman neden bazı çocuklar anne-babası tarafından sevilmediğini ya da az sevildiğini düşünüyor? O halde, neden bazı çocuklar kendisine güvenmiyor? Üstelik bu iki yoğun duygunun eksikliği öylesine büyük hasar oluşturabiliyor ki, yetişkin insanlar olduklarında da bu eksikliğin izlerini taşıyabiliyorlar.
Sevgi sözcükleri ne kadar az kullanılıyor!
Söyleşilerimde dinleyicilere sorarım: "Bugün çocuğuna ´seni çok seviyorum´ diyenler?" Salonda önce derin bir sessizlik olur, sonra yavaşça parmaklar kalkar. O derin sessizliğin anlamı şudur: "Niye bunu soruyor ki? Konumuzla ne ilişkisi var şimdi bu sorunun?"
Genelde bu tip söyleşilere anneler katılır, onların görevi ya çocuğu yetiştirmek! Anneler de zaten bu sorumluluktan yorgun düşmüş ve birkaç püf noktası bilgi edinme peşindeyken, bu kadın şimdi tutmuş "Çocuğunuza bugün ´seni çok seviyorum´ dediniz mi" diye sormaktadır. Çoğu kez parmak kaldıranların sayı kaldırmayanlara göre çok daha az olur. İşte çocuğun gerçeği budur, anne-babasından "Seni seviyorum" cümlesini ve sevgi sözcüklerini çok az duyar. Hatta hiç duymayan çocuklar da
- Bunu yetişkin danışanlarımdan biliyorum. Bireysel psiko-terapi seanslarında annelerinden ya da babalarından hiç "seni seviyorum" cümlesini duymadığını söyleyen öyle çok danışanım var ki. Otuz yaşlarında bir bey babasından nefret ettiğini söylemişti. Onun yüzünü görmek istemediğini, hatta ölse çok sevineceğini ifade etmişti. Ona "Babanı hiç mi sevmiyorsun? diye sorduğumda ise, hiç sevmediğini, zaten babasının da onu sevmediğini, bu yaşına kadar bir kere olsun ona sevdiğini söylemediğini anlatmıştı. Daha sonra bu babayla görüştüğümde oğlunu çok sevdiğini ama erkek çocuğa sevginin belli edilmemesi gerektiğine dair düşüncelerini dile getirmişti. Bir başka anne, çocuklarını çok sevdiğini ancak çocukları onları sevdiğini zaten bildikleri için bunu söylemeye gerek olmadığını ifade etmisti.
Sadece "Seni seviyorum" değil, pek çok sevgi ifadesi ola sözcüğü de kullanmıyoruz.
• bugün ne güzel olmuşsun
• böyle davranmanı çok seviyorum
• giysin sana çok yakışmış
• ne güzel gülüyorsun
• yaptığın resim harika
• odan ne kadar düzenli, bu düzenini çok seviyorum, hep böyle ol
• bu konudaki düşüncelerini takdir ediyorum
• arkadaşların seni ne çok seviyor vb.
Bu türden cümleleri gün içinde kaç kez kullanıyorsunuz?
Çocuğunuz bebekken ona söylediğiniz sevgi sözcükleri daha çok. Sanki büyüdükçe bu sözcüklere ihtiyacı yok, gibi bir düşüncemiz var. Son derece hatalı bir önyargı bu. Oysa çocuk büyüdükçe nasıl daha çok yemeğe, daha çok giysiye ihtiyacı oluyor, aynı zamanda sevildiğini de daha çok duymak istiyor. Duygusal ihtiyaçlar da fiziksel ihtiyaçlar kadar önemlidir ve onlarla paralel işler.
Çocuk belki tembellik ediyor ve odasını toplamıyor, özellikle de ergenlik döneminde çok sık rastlanan bu davranışa annenin tepkileri, çocuğun odasını toplamak ve onu odasını toplamadığı için sürekli eleştirmektir. Akşam baba eve gelince o da aynı tarzı devam ettirir:
- Anneni çok yoruyorsun, koca adam (kız) oldun, hâlâ odanı toplanıyorsun.
Ve diğer eleştiriler:
- Pasaklısın, pissin, dağınıksın, kime çekmişsin acaba, bizim ailede böyle pasaklı biri yok.
Çocuk bu eleştirilerden bıkıp odasını toplamaya kalktığında ise şu tepkilerle karşılaşır:
- Ne beceriksizsin oğlum (kızım), bu oda böyle mi toplanır? Aman istemiyorum bırak bir daha toplama, ben toplarım.
Çocuğu yaptığı ufak-tefek iyi davranışlarda bile motive edin ve onun bu davranışını onayladığınızı sevgi sözcükleri kurarak ifade edin.
Çocuğunuzun Hedeflerini Belirlemesine Nasıl Yardım Edebilirsiniz
Çocukların hedeflerini belirlemeleri konusunda karışık duygular içinde olduğumu itiraf etmeliyim, içimdeki "çocuk", çocukların yapılanması fikrine karşı koyuyor ve bunun, onların yaratıcılıklarını öldürdüğünü ve potansiyellerini sınırladığını söylüyor. Diğer taraftan, "yetişkin" yanım hedef belirlemenin kişinin yaşamının amacı olduğunu ve çocukların güven duygusunu arttırdığını söylüyor.
Bu tartışmayı hep hedef belirlemenin olumlu özellikleri kazanıyor. Çünkü, hangi yaşta olursak olalım, hedeflerimiz varsa, kaderimiz ve çevremiz üzerinde biraz kontrolümüz olduğunu biliyorum. Çocuğumuzun hedefleri bizlerin hedeflerinin yanında çok önemsiz gözükse de, çocuğun özgüven kazanması için minicik hedeflerinin çok büyük önemi vardır. Yedi yaşındaki bir çocuğun dönem sonuna kadar yüzme havuzunda durmadan 3 kez yüzme hedefi, bir mali müdürün şirketin cirosunu 3 yıl içinde 2 katına çıkarmak hedefi kadar önemlidir. Ancak, çocuklarımızın kendilerine hedefler belirlemelerini teşvik ederken, unutmamamız gereken bazı noktalar vardır. Size önereceklerimi yine bir kontrol listesi olarak kullanabilirsiniz.
Çocukların hedefleri
Çocuklarımızın hedeflerini belirlemelerine yardım ederken, hedeflerinin şu özellikleri taşımasına dikkat edin:
Kişisel - Hedeflerin hem kişisel, hem de çocuğun bireysel potansiyeline uygun olması gerekir. Bu da aynı yaşta ve aynı çevreden sekiz çocuğun hedeflerinin birbirinden çok farklı olabileceği anlamına gelir. Çocuklarımızı, başkalarının hedeflerine bakmak yerine, kendi hedeflerine konsantre olmalarını teşvik etmeliyiz. Daha da önemlisi, bu tür bir karşılaştırmayı, biz anababaların kesinlikle yapmaması gerekir. Ancak, yanlış anlaşılmasın, elbette bazı genel başarı kurallarının yararı vardır. Zaten, çocuklarımızı içinde yaşadıkları toplumun standartları sınırlayacaktır ve bu bazen adil olmasa da bunlar değiştirilemez. Fakat, kendilerine güven duygusu kazanmalarında hayati önemi olan konu, kişisel hedeflerinin en az çevrelerinin saptadıkları kadar önemli olduğudur.
Gerçekçi - Hedeflerin gerçekçi olması ve yere basması gerekir. Çocuklarımızın unutmaması gereken konu, bedence ve zekaca potansiyelleri çok fazla olsa da, herkesin bir limitinin olduğudur. Çocukların kendilerine çok zor hedefler belirlemelerini teşvik edecek olursak, bunun özgüven kazanmaları üzerinde istenmeyen etkileri olabilir. Pek çok çocuğun tüm saflığı ve içten duygularıyla inandığı bir düşüncesi vardır: Sadece gökyüzü bir sınır olabilir. Bazılarına göre, çocukların bu doğallığı bastırılmamalı, aksine teşvik edilmelidir. Ancak, bence iç özgüvenin uzun süreli ve sağlıklı olabilmesi için, bu yaklaşımın neden sonuç ilişkisine dayandırılması gerekir.
Aşamalı - Hedeflerin aşamalı olması ve mümkün olduğunca küçük parçalara ayrılması gerekir. Özgüven kazanmada en risksiz yol, başarıların peşpeşe gelmesi ve çocuğu ana hedefine yavaş yavaş ulaştırmasıdır, ideal olan, her aşamanın bir öncekinden biraz daha zor olmasıdır. Böylelikle, başarı şansı hep yüksek olur ve hedeflerin arasına konulan süreler de, çocuğun başarı duygusunu bir sonraki hedefine kanalize etmesini sağlar.
Bazı çocuklar (özellikle aşamalı bir programın başlarında) çok sabırsız olacaktır. Bazıları ise, başardıkça hızlarının arttığını görecektir. Bu durumda, çocuğun kendini kaptırmasına ve aşamaları atlayarak geçmesine engel olunması gerekir. Bu çocuklar hedeflerine zamanından önce varırlar ama hızlı hareket ettikleri için, küçük başarılarından aldıkları tatmin duygusu yeterli olmaz ve gereken psikolojik gücü tam olarak kazanamayabilirler.
Ödüllü - Her aşamadan hemen sonra çocuğun ödüllendirilmesi gerekir. Bu tür ödüllendirmeye psikolojide "olumlu pekiştirme" diyoruz. Bu belki de, motivasyonu artırıcı en önemli araç ve çocuğunuzun başarısında en güçlü yardım şeklidir. Bu tür ödüllerin cüzdanınıza ya da çocuğunuzun dişlerine zarar vermesi gerekmez. Aslında düzenli bir şekilde, oyun için verilecek fazladan bir izin, kocaman bir öpücük ya da duvar panosuna atılacak yıldızlar basit, ama değerli ödüllerdir ve etkisi pahalı bir bisikletten daha fazladır. Çocuklar büyüdükçe, kendi kendilerini ödüllendirmelerini teşvik edebilirsiniz, çünkü kişinin kendisini olumlu bir biçimde pekiştirmesinin özgüven kazanmada çok büyük etkisi vardır.
Esnek - Çocuklar büyük bir hızla büyüyüp geliştikleri için, hedefleri de bizimkilerden daha çabuk değişir. Bu nedenle, içinizdeki içgüdüsel anababanın gönderdiği "sakın vazgeçme" mesajının çocuğunuzun gereksinimlerini olumsuz yönde etkilemesine izin vermeyin ki, gerektiğinde rahatlıkla fikir değiştirebilsin. Önemli olan, hedeflerinden bıkıp işi yarım bırakmasınlar ve bu hedeflerinin yerine belki daha zor ama daha ilginç hedefler seçip, daha büyük ödüller alabilsinler. Ancak, unutmayın ki, hedeflerini değiştirdiklerinde dinlenmek için belli bir süreye gereksinim duyabilirler.
Saygılı - Hedefleri size ne kadar garip, anlamsız ya da küçük gelirse gelsin, saygı gösterin. Bu, çocuklarına özen gösteren ana-babaların bildiği bir konudur, ama hepimiz farkında olmadan hata yapabiliriz. Çocuğu belli bir alanda "takıntılı" olarak nitelendirip, alay edebilir ya da çocuğumuzun başarı yolunda attığı minik adımları küçümseyebiliriz.
ALIŞTIRMA. Çocuğumun hedefleri
* Çocuklarınızın belirlediği hedefleri bir liste halinde yazın ve yukarıdaki önerilerim ışığında her birini kontrol edin.
* Önümüzdeki bir ay içinde çocuklarınızla, gelecekle ilgili hayalleri hakkında konuşun ve bu hayalleri ile şimdiki hedefleri arasında bir bağlantı olup olmadığını birlikte kontrol edin. Eğer bir bağlantı varsa, birlikte aşamalı bir program hazırlamaya çalışın. Küçük çocuklarla bu alıştırma belki sadece hayalleri hakkında bir sohbet niteliğinde olacaktır. Fakat, büyük çocuklar bunu düzenli bir yaşam planına dönüştürebilirler. Öyle ya da böyle, bu tür bir çalışma iç özgüvenin gelişmesinde çok yararlı olacaktır.
"Herkes umut ettiği yerde ve kimliktedir."
Donald Curtis
ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM: Ne zaman ve nasıl?
Anne babaların çocuk eğitiminde en çok zorlandığı konuların başında cinsiyet eğitimi geliyor. Bunun iki sebebi var. Birincisi, konuya yetişkin gözüyle yaklaşma. İkincisi, cinsiyet eğitimini üreme bilgisinden ibaret zannetme. Bu iki hatalı yaklaşım, anne babaların işini zorlaştırıyor.
Aslında, cinsiyet eğitimi zannedildiği kadar zor bir mesele değildir. Birinci hatalı yaklaşımı bir hadis-i şerifle çözeceğiz. Peygamberimiz(a.s.m.) "Çocuğu olan onunla çocuklaşsın" buyuruyor. Burada ‘çocuklaşmak’tan kastedilen olaylara çocuk gözüyle yaklaşmak, yani psikolojideki ifadesiyle empati yapmaktır. Esasında insanları anlamanın yolu da empatiden geçer. Bir insan bizimle konuşurken veya tartışırken onu anlamanın en kolay yolu kendimizi o insanın yerine koymaktır.
Çocuğun yedi yaşına kadar yaratılışa, üremeye, cinsiyet farklılıklarına ve doğuma ait soruları cinsel tecessüsten uzak, tamamen öğrenmeye yönelik, masum sorulardır. Çocuk nazarında "Ben dünyaya nasıl geldim?" sorusu ile "Bu uçak havada nasıl duruyor, neden yere düşmüyor?" sorusu arasında fark yoktur.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, cinsiyet eğitimi üreme bilgisinden ibaret değildir. Üreme bilgisi, cinsiyet eğitiminin sadece bir alt başlığıdır. Oysa toplumumuzda cinsiyet eğitimi cinsel ilişki ve üreme bilgisinden ibaret zannedildiği için, gençlere ancak evlilik hayatına adım attığı güne gelindiğinde cinsiyet bilgisinin verilmesi gerektiği düşünülür. Ki, o vakit geldiğinde bu bilginin veriliş biçiminin çirkinliği, kabalığı, uygunsuzluğu da cabası! Oysa, vaktiyle sorduğu sorulara ölçülü ve makûl bir cevap verilmemiş çocuklar ve gençler, meraklarını başka kanallardan cevap arayarak gidermeye çalışırlar. Sonuç, sorusuna ilgili yaşta aklının alabileceği, ruh sağlığını da bozmayacak şekilde cevap verilse rahatlayacak olan çocuğun, arkadaş çevresinin veyahut uygunsuz yayınların eline düşüp yalan-yanlış bir sürü şey duyması ve bunun çocukları gerek bedenen, gerek mânen deformasyona uğratmasıdır.
Öğrencilerin ekseriyetini dindar aile çocuklarının oluşturduğu bir kolejde görev yaptığım yıllarda tuvalet duvarlarında ve kapılarında öyle çirkin yazılara ve küfürlere rastlıyordum ki, şaşırmamak elde değildi. Bunun bir tek açıklaması vardı: Bu çocuklara aileleri tarafından yeterli ve sağlıklı bir cinsiyet eğitimi verilmiyordu! Bir meseleyi görmezden gelerek veya yok sayarak sorumluluktan kurtulamazsınız. Eğer bu mesele ruh sağlığıyla yakından ilgiliyse ve bazı çevrelerce istismar edilip gençler kolayca tuzağa düşürülüyorsa—ki öyledir—anne baba ve eğitimci olarak sorumluluğumuz daha da ağırlaşıyor demektir.
Cinsiyet Eğitimi Doğumdan İtibaren Başlar
Konferanslarımda, katıldığım radyo ve televizyon programlarında ana-babaların sıklıkla sorduğu soru şu: Çocuklarımıza ne zaman cinsiyet eğitimi vermeye başlamalıyız? Cevabım: Doğumdan itibaren. Bu cevap soru sahiplerini şaşırtıyor elbette. Evet, tekrar ediyorum, cinsiyet eğitimi doğumdan itibaren başlar.
Bir annenin yeni doğan bebeğin altını temizlerken hoşnutsuzluk göstermesi, yüzünü ekşitmesi daha ilk günden itibaren çocuğa cinsel bölgenin tiksindirici birşey olduğunu telkin etmektedir. Bebek, vücudunu tanımak için ayaklarına, başına, kulaklarına dokunduğu gibi; cinsel organına da dokunur. Bunun tuhaf hiçbir yanı yoktur. Eğer bebek cinsel organına dokunduğu sırada anne bebeğin eline vurur veya elini tutup zorla cinsel bölgeden uzaklaştırırsa, yine olumsuz kanaatler edinmesine sebep olacaktır. Çok kere çocukların cinsel organlarıyla oynadığını gören anne ve babaların sert tepki gösterdiğini, "Çek elini oradan, ne kadar ayıp!" dediğini görmüşsünüzdür. Bu, çocuğun hak etmediği bir ayıplamadır. Anne baba, bu davranışı yasaklama yerine, sebepleri üzerinde durmalıdır. Çocuk neden elini cinsel organına götürür? Temizlik ihmalinden dolayı çocuğun cinsel organı mantar kapmış olabilir. Bu da kaşıntıya sebep olacağından, çocuk farkında olmadan elini cinsel organına götürür. Yine çocuklar oyuna daldığı zaman tuvalet ihtiyaçlarını unuturlar. Çünkü oyun çocuğun en ciddi işidir. O ciddi işi bırakıp tuvalete gitmezler, ellerini cinsel organlarına bastırarak tuvalet ihtiyaçlarını ertelemeye çalışırlar.
Anneler, cinsiyet eğitiminde en büyük yanlışlığı çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışırken yaparlar. Çocuğun altını temizlemekten ve bez değiştirmekten kurtulmak için baskı uygularlar. Bu baskıya uymayan çocuğu ayıplayarak, tehdit ederek, korkutarak veya ceza vererek amaçlarına ulaşmaya çalışırlar. Başvurdukları bu araçlar fıtrata ve çocuk onuruna aykırı olduğu için işleri daha da zorlaşır. Normal olarak bir çocuk, fiziksel ve sinirsel gelişimine paralel olarak, tuvalet kontrolünü gündüzleri 2-3 yaşlarında, geceleri 4-5 yaşlarında kazanabilir. Bundan önce yapılacak zorlamalar çocuğu güç durumda bırakır. "Yine mi altına kaçırdın, pis çocuk! Bir daha çişini haber vermez, altına kaçırırsan pipini yakarım!" gibi suçlayıcı, küçük düşürücü sözler çocuğun cinsel ve boşaltım organlarından nefret etmesine, aşağılık duygusuna kapılmasına, vücudundan utanmasına sebep olacaktır. Bu da, ilerleyen yaşlarda değişik cinsel sapmalara zemin hazırlayabilir.
Cinsiyet Eğitimi Sırasında Yapılan Yanlışlar
Sevginin açamayacağı kapı yoktur. Sevgi, eğitimin sihirli anahtarıdır. Allah, en vahşi hayvanlarda bile, bebek ana rahmine düştüğü andan itibaren hormonlar eliyle anneye sevgi ve şefkat depolar. Bebeğini sevmeyen bir anne düşünemiyorum. Ancak bazı anneler eğitim eksikliği, ailevî problemler ve geçim sıkıntısı yüzünden bebeklerine sevgilerini ifade edemezler. Bir çocuk sevildiğinden ve kendisine değer verildiğinden emin değil ise, emin oluncaya kadar koyduğunuz kuralları çiğnemeye ve sizinle çatışmaya devam edecektir.
Çocuğun cinsiyet eğitiminde anne babaların birbirlerine karşı davranışları da çok önemlidir. Evlenme yaşına geldiği halde bir türlü evlenmeye razı edilemeyen genç bir kızımızla yaptığımız görüşmede, kocası tarafından devamlı horlanan, küfür ve dayağa muhatap olan bir anne modelinin genç kızda evliliğe karşı olumsuz duygular kazandırdığını ortaya çıkarmıştık.
Çocuğunuzu Yatağınıza Almayın
Anne-babaların çocuğu yataklarına almaları ve bunu alışkanlık haline getirmeleri kesinlikle yanlış bir davranıştır. Anne baba ile aynı yatağı paylaşmaya alışan bebeklerde bağımlılık duygusu devam etmekte ve kişilik gelişimleri gecikmektedir. Olayın bir de cinsel mahremiyet boyutu var. Çocuk her zaman uykuda olmayabilir. Gözü kapalıdır, ama uyumuyordur. Uyumayan çocuk anne-babanın mahrem konuşmalarına ve ilişkilerine kulak misafiri olabilir. Yahut âniden uyanabilir. Her iki halde de cinsel mahremiyet zedelenmekte, çocuğun cinsel ilişki hakkında yanlış kanaatler edinmesine ve çocuğun ruh sağlığının bozulmasına sebep olunmaktadır.
Anne babalara bebeği yataklarına almamalarını ve dört yaşından sonra da odasını ayırmalarını tavsiye ediyoruz. Aynı odayı paylaşan çocuklarınız varsa, ön ergenliğe ulaşan (13-14 yaşına gelen) çocuğun odasını da ayırmalısınız. Kişilik gelişiminde mahremiyetin önemi büyüktür. Sizin odanız nasıl mahrem ise, gencin odası da mahremdir. Kapıyı vurmadan odasına girmemeli; çantasını, çekmecelerini, ceplerini, cüzdanını, hatıra defterini karıştırmamalısınız.
Çocuğun Sorularına Cevap Vermek Zor Değildir
Cinsiyet eğitiminin güçlüklerinden biri de anne-babaların çocukların sorularına nasıl cevap vereceklerini bilememeleri. Bunun da sebebi, olaya yetişkin gözüyle bakmaları. Çocuk uzun açıklamalardan ve detaylardan hoşlanmaz. Siz, bir soruyu bilimsel olarak detaylarıyla anlatmaya başladığınız an, çocuk sıkılıp başka şeyle meşgul olmaya başlayacak, belki sorusunu bile unutacaktır. Cevaplarınız çocuğun seviyesine göre, kısa ve anlaşılır olmalıdır.
Çocuğunuz cinselliğe ait bir soru sorduğunda telaşa kapılmanın, kızarıp bozarmanın veya konuyu değiştirip onu atlatmaya çalışmanın bir yararı yoktur. Böyle yaptığınız takdirde çocuk cinselliğe ait konularda size soru sormayacak, bu ihtiyacını başka kanallardan gidermeye çalışacaktır.
Çocuklar bazen oyun oynarken odanın kapısını kapatır, yaptıklarının görülmesini ve konuştuklarının duyulmasını istemezler. Kapıyı kapattıkları zaman, ihtimal, anne-baba oyunu oynamakta, veya gördükleri-duydukları şeyleri anlatmaktadırlar. Böyle bir durumla karşılaşırsanız, telaşa kapılıp odalarına girmeyin. Bu davranışınızla onlara güvenmediğinizi göstermiş olursunuz. Eğer çocuğunuza sağlıklı ve doğru bir eğitim veriyorsanız korkmanıza gerek yoktur.
Çocuğun cinselliğe ait sorularına cevap vermenin zor olmadığını söylemiştik. Burada esas olan, çocuğun sorularına cevap verirken takınacağınız tavırdır. Eğer cevap verirken yumuşak bir ses tonu kullanır, rahat hareket ederseniz, çocuk da kendisini rahat hissedecektir. Bunu bir örnekle açıklığa kavuşturalım. Diyelim ki, çocuğum bana "Baba ben nereden geldim?" şeklinde bir soru sordu. Cevabım aşağı yukarı şöyle olurdu: "Bir çocuğun olabilmesi için anneye ve babaya ihtiyaç var. Annesiz babasız çocuk olmaz. Anne ve baba çocuk sahibi olmak istedikleri zaman birlikte dua ederler. ‘Allah’ım bize bir bebek ver!’ derler. Allah da onların duasını kabul ederse, annenin karnına minicik bir bebek koyar. Bebek burada büyümeye başlar ve annesinin sütünü emecek kadar büyüdüğü zaman kımıldayarak anneye haber verir. Baba anneyi hastaneye götürür. Orada doktorun ve ebenin yardımıyla anne bebeğini doğurur." Eğer hastanenin, doktorun ve ebenin görevini merak ederse kısaca açıklarım. Yine, "Bebek nereden çıkar?" şeklinde bir soru sorarsa, Allah’ın anneleri buna göre yarattığını, doğum sırasında Allah’ın annelerin karnına bir genişlik verdiğini, bebeğin bu şekilde doğduğunu söylemekte bir mahzur yoktur. Anlattığımız şeyler basit ve doğru bilgiler olmalıdır.
Çocuklar erkeğe ve kadına ait cinsiyet farklılıklarını da merak ederler. Bir kız çocuğu, erkek kardeşinde olan şeyin kendisinde niye olmadığını sorabilir. Bunun bir eksiklik olduğunu veya Allah tarafından cezalandırıldığını düşünebilir. Böyle bir soru ile karşılaşırsak, anne ve baba rollerine gönderme yaparak açıklamayı kolaylaştırabiliriz. Eğer daha önce yukarıdaki soruyu cevaplamış isek işimiz daha da basitleşir. "Kardeşinde olan şey sende yok; çünkü Allah kız çocuklarını büyüyünce anne olabilmesi için erkek çocuklardan farklı şekilde yaratır" cevabı yeterlidir. Bebeğine süt emziren bir kadını, meselâ kendi annesini gördüğünde soracağı muhtemel sorulara da, yine annelik rolünü açıklayarak cevap verebiliriz: "Annelerin göğüsleri babalarınkinden farklıdır. Allah bebeklerin beslenmesi için anneleri öyle yaratmıştır. Çünkü bebekler daha küçük oldukları için yemek yiyemezler, annelerinin sütünü emerek büyürler" şeklindeki bir cevap çocuk için pekâlâ ikna edici olacaktır.
(Çocukların sorabilecekleri bütün soruları burada sıralamamızın ve cevaplamamızın imkânsız olduğunu takdir edersiniz. Sorularınızı e-mail adresime yazdığınız takdirde cevaplaya çalışacağım.)
Sağlıklı Bir Gençliğin Temeli Çocuklukta Atılır
Çevrenin, medyanın, arkadaş gruplarının cinsel kimlik üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Çocukluğunda anne-baba ile sağlıklı bir iletişim kuramayan gençler, kolayca çevrenin ve arkadaş grubunun etkisinde kalırlar. Gençlik ve moda dergileri, televizyon, sinema ve internet, elbirliğiyle çocuğunuzu sizden koparırlar. Bizi arayarak, "Çocuğum kötü arkadaşların kurbanı oldu, geceleri eve geç geliyor, bizi dinlemiyor, herşeye kızıyor, bizi geri kafalı ve baskıcı buluyor" diye yakınan anne-babaların sayısı az değildir. İyi bir eğitim almış, sevilen ve kendisine değer verilen aile çocukları kolay kolay kötü arkadaş seçmezler. Çünkü aileden aldıkları eğitim onlara güçlü bir güven duygusu kazandırmıştır. Arkadaşı tarafından ailesinden aldığı terbiyeye uymayan bir teklifle karşılaştığı zaman ‘hayır’ demesini bilecek, ısrarı halinde onunla ilişkilerini kesecektir.
Hata yapmayan insan yoktur. Öyleyse, hata yapmayan çocuk da olmayacaktır. Çocuklarınız hata yapacak, ona öğrettiklerinizi deneme-yanılma yoluyla pekiştirecek veya yeni birşey öğrenecektir. Meselâ, anne babanın odasına kapıyı vurmadan ve "Gir!" sesi duymadan girilmeyeceğini öğreteceksiniz; ancak ola ki çocuğunuz dalgınlık eseri odanıza kapıyı vurmadan girebilir. Diyelim ki siz de o sırada çamaşır değiştiriyorsunuz. Çocuğa bağırıp çağırmadan mahrem yerlerinizi örtün ve sakin bir sesle Rabbimizin kapalı odalara kapıyı çalarak vurmamızı istediğini, buna uygun davrandığımızda Allah’ın bizi daha da çok seveceğini hatırlatın.
Bilhassa ergenlik çağındaki çocuklarınızla çatışmak istemiyorsanız, onlara güvendiğinizi, değer verdiğinizi ve bütün huylarına rağmen onları sevdiğinizi söz ve davranışlarınızla göstermelisiniz. "Biz senin yaşında iken..." diye başlayan nasihatler kadar genci sıkan birşey yoktur. Gençlerle konuştuğum ve anne babaları hakkında en çok neden şikayetçi olduklarını sorduğum zaman, aldığım cevapların başında, "Annem babam bana güvenmiyor" gelmektedir. Diğer şikayetlerini de şöyle sıralıyorlar: "Bana hep çocuk gözüyle bakıyorlar, büyüdüğümü kabul etmiyorlar, arkadaşlarımı beğenmiyorlar, görüşlerime değer vermiyorlar, herşeyime karışıyorlar, kendilerinin de yanılacaklarını ve yanlış yapacaklarını kabul etmiyorlar, beni sevmiyorlar."
Çocuklarınızı duygusal olarak kendinizden uzaklaştırmak istemiyorsanız onlara karşı hoşgörülü, yumuşak, sabırlı ve sevecen olmalısınız. Onlara zaman ayırmalı, onları dinlemeli, her sıkıntılarında arkalarında olduğunuzu hissettirmelisiniz. Sevabıyla günahıyla, doğrusuyla yanlışıyla onlar sizin çocuklarınız.
ALİ ÇANKIRILI
alıntıdır
