Oscar ödül [Bu yazıyı izle]
Bu yıl 80. kez sahiplerine kavuşan Oscar ödüllerini bu yıl Avrupalı oyuncular alırken, Ethan ve Joel Coen kardeşlerin "No Country for Old Men" (İhtiyarlara Yer Yok) filmi en iyi film ve en iyi yönetmen dahil 4 Oscar ödülünü birden kazandı.
Oscar ödüllerinde en iyi yabancı film ödülüne "Kalpazanlar-The Counterfeiters" ile Avusturya filmi kazandı.
Bu yılın Oscar ödül töreninde, ödülleri kazananların bir kısmı şöyle:
EN İYİ FİLM:
İhtiyarlara Yer Yok-No Country For Old Men (Yönetmen Joel ve Ethan Coen)
EN İYİ YÖNETMEN
Joel ve Ethan Coen kardeşler, (İhtiyarlara Yer Yok-No Country For Old Men)
EN İYİ ERKEK OYUNCU
Daniel Day-Lewis (Kan dökülecek-There Will Be Blood)
EN İYİ KADIN OYUNCU
Marion Cotillard (Kaldırım Serçesi-La Vie en Rose)
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Javier Bardem (İhtiyarlara Yer Yok-No Country For Old Men)
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Tilda Swinton (Michael Clayton)
EN İYİ YABANCI FİLM
The Counterfeiters-Kalpazanlar (Avusturya)
EN İYİ ANİMASYON FİLMİ
Ratatouille
EN İYİ BELGESEL FİLM
Taxi to the Dark Side (Alex G****y ve Eva Orner)
EN İYİ ORJİNAL SENARYO
Juno (Juno)
EN İYİ UYARLAMA SENARYO
İhtiyarlara Yer Yok-No Country For Old Men (Yönetmen Joel ve Ethan Coen)
EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ
Robert Elswit (Kan Dökülecek-There Will Be Blood)
EN İYİ ÖZGÜN MÜZİK
Dario Marianelli (Atonement)
EN İYİ ŞARKI
"Falling Slowly" (Once) Glen Hansard ve Marketa Irglova
EN İYİ KOSTÜM
Alexandra Byrne (Elizabeth: Altın Çağ)
EN İYİ MAKYAJ
Didier Lavergne ve Jan Archibald (La Vie en Rose-Kaldırım Serçesi)
(AA)
http://kultur.sabah.com.tr/sin100-10-20080225-100.html
Mutluluğun fomülünü açıklıyoruz !

| ||
ATATÜRK'ÜN EVLİLİĞİ
ATATÜRK'ÜN EVLİLİĞİ
iki aşk arasında Atatürk
- aman paşa hazretleri, latife sizin `emirlerinizi tanrı buyruğu gibi benimser, sakın bir yanlışlık olmasın !.
- hayır, hiçbir yanlışlık yok! işte kendisi burada sorun söylesin !.
latife, çaresiz kalmış insanların sesi ile annesine anlatıyordu:
- ama anneciğim, paşa hazretleri: "şimdi kadı`yı getireceğim evleneceksin!." diye beni bir oldu bitti karşısında bırakıyor. birkaç saat olsun hazırlanmadan hiç olur mu?.
latife`nin bu sözleri salonda kahkahalarla karşılandı. gazi paşa bunun üzerine:
- hadi bakalım, sana iki gün izin, dedi; ayın 29`unda öğleden sonra ve bu salonda.
latife`nin yüzü gelincik gibi kızarmış, mutluluktan gözleri samanyolu gibi ışık kesilmişti. hemen gazi paşa`nın elini öptü. ardından koştu, geldi benim elimi öptü. ondan sonra babası, annesi ve kardeşleri ile kucaklaşmalar sıralanıyordu.
-------------------------------"kabul ediyorum!.``-----------------------
1923 yılının 29 ocak`ında izmir göztepe`deki uşakizade muammer bey`in köşkünde gazi Mustafa Kemal paşa, bir çay veriyordu. bu çaya izmir`in bazı ileri gelenleri ile, izmir`de bulunan Mustafa Kemal paşa`nm arkadaşları ve uşakizadelerin yakın akrabaları çağırılmıştı.
kimsenin nikâhtan haberi yoktu !. hatta izmir kadısı nikah için çağırıldığını, köşke geldikten sonra benden öğrenmişti. gazi paşa "böyle olsun" istemişti. böyle de yapıldı!.
bence bu nikâhın en büyük özeliği, medeni kanundan çok önce yapıldığı halde, sonradan medeni kanuna girecek olan nikâh biçimini başlatması idi.
konukları, muammer bey ve latife`nin kardeşler. ile ben karşılıyordum.
ben özellikle Mustafa Kemal paşa`nın konuklarını nikahın yapılacağı odaya alıyorken, uşakizadelerin konukları da bitişikteki odada toplanıyordu. yukarıda latife hazırlanıyor gazi paşa ile karabekir ve fevzi paşalar odalardan birinde sohbet ediyorlardı.
kadı`ya ne maksatla çağırıldığını anlattığım zaman şaşaladı. o zamana kadar nikâhta kadın erkek bir arada konukların içinde bulunmazlar, kaç-göç olduğu için nikâhı kıyacak olan hoca, kapının arkasındaki kadına evlenmeyi isteyip ıstemediğini sorar ve nikâh öyle kıyılırdı.
gazi paşa`nın nikâhın herkesin arasında kıyılması istediğini söylediğim zaman duraksadı ve sonunda kabuı etti.
kadı, törene başlamadan önce benden "mihri müeccel`` in ne olacağını sordu.
ben de paşama sordum:
-on dirhem gümüş. demez mi?.
(medeni kanundan önce yapılan geleneksel evliliklerde erkek evleneceği kadına altın veya gümüş bir miktar para öderdi, buna "mihri muaccel" deniyordu. yani "önce verilen" demekti. bir de geçim olmaz, erkek kadını boşarsa, bir çeşit tazminat anlamında "mihri müeccel" ödemesi vardı. medeni kanunla bu gelenek tarihe karışmıştır.)
bu miktar, en fakir insanın vermeyi benimsediği para idi. kâzım karabekir paşa, gazi paşa`ya:
- aman paşam, ucuza kapatıyorsunuz!., dedi.
az sonra muammer bey gelip bana haber verdi, ben paşa`ya bildirdim.
- latife hanım hazır paşa hazretleri!.
gazi paşa, arkadaşlarına baktıktan sonra ayağa kalkıp salona çıktıkları zaman latife, annesi ve kardeşlerinin arasında duruyordu.
vücudunun hatlarını belli etmeyen bol bir füme esvab giymişti.
saçlarını mor bir eşarp ile örtmüş, mor eldivenler giymişti; elinde bir beyaz gül tutuyordu.
Mustafa Kemal paşa`nın üstünde lacivert kruvaze bir elbise vardı. aynı renkte, içinde kırmızı kıvılcımlar yanan bir kravat bağlamıştı. ceketinin küçük cebinde titizlikle yerleş girildiği halde, rasgele konmuş gibi görünen keten bir mendi vardı. gri, astragan bir kalpak giymişti.
paşalar tören esvaplarının içinde pırıl pırıl ve arkasındaydılar.
Mustafa Kemal paşa, sağ elini latife`ye uzattı. latife, bir adım ileri çıktı. gazi paşa, latife`yi sağ yanına alarak yürümeye başladı. paşalar, ardından izliyorlar, onların ardından da muammer bey, eşi ve çocukları geliyordu. nikâhın kıyılacağı odanın kapısına gelince içerdekiler hep birden ayağa kalktılar. öteki odadakiler de bu odaya geçmişlerdi.
ortada büyük ve uzun bir masa vardı. bugün nikâhlarda gördüğümüz biçimde kenarlarına sandalyeler sıralanmıştı.
kadı, cübbesini toplayarak sandalyesine oturdu. Mustafa Kemal paşa ile latife de karşısına yan yana oturdular. fevzi paşa masanın soluna, gazi paşa`dan yana oturmuştu. ben de abdülhalik bey`i alıp latife`den yana, sağdaki sandalyeye oturttum.
Mustafa Kemal paşa, izmir kadısı`na dönerek:
- efendi hazretleri!. biz, latife hanım ile evlenmeye
karar verdik, lütfen gerekeni yapar mısınız?., dedi.
kadı, yüzünü latife`den yana çevirerek sordu:
- hanımefendi. on dirhem gümüş mihri muaccelle ve
aranızda kararlaştırdığınız mihri müeccelle şu anda hazır bulunan gazi Mustafa Kemal paşa ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?.
işte an bu an latife`nin titrek sesi işitildi:
- kabul ediyorum.
- gazi Mustafa Kemal paşa hazretleri!. on dirhem gümüş mihri muaccel ve aranızda kararlaştırdığınız mihri müeccel ile uşakizade adviye hammefendi ve muammer beyefendi`nin kızları latife hanımefendi ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?.
- kabul ettim!.
- bende sizi Allah indinde ve insanlar arasında makbul
olmak üzere karı koca ilan ettim! burada hazır bulunanları evlenmenin, her iki aileye saadet getirmesi ve memleket için, hayırlı olması için duaya davet ediyorum.
kadı, böyle söyleyerek cübbesinin kollarını sıvadı ve ellerini uzatarak duaya başladı.
salonda mutluluk gözyaşı dökmeyen hemen hiç kimse yoktu. ben, bir kenarda sanki hem oğlum hem kızım evlenmiş gibi, yağmur misali boşanmamak için kirpiklerin, hızla açıp kapatıyor, başka şeyler düşünmeye çalışıyordum.
----------------------"zafer müjdesi.-----------------------
evlenme törenini bu kadar ayrıntılarla anlatmamın ne-deni yukarıda da söylediğim gibi, bugünkü evlenme törenlerine temel olduğu içindir. ilk akşam, birlikte yenen aile yemeğini de kısaca anlatarak bu konuyu kapatayım.
nikâh konuklan birer ikişer dağıldılar. gazi paşa ve arkadaşlarıyla, uşakizade ailesi kalınca Mustafa Kemal paşa`nın sesi duyuldu:
- hadi bakalım latife, göster kendini!. konuklarımıza düğün sofrası döşenecek!. fevzi paşa hazretleri: "gelin hanımın marifetini görelim`` diyor.
fevzi paşa "aman paşa hazretleri, bu akşam da böyle şaka olur mu?" diye latife`nin mutfağa inmesini önlemeye çalıştı ama, gazi paşa kıs kıs gülüyor ve "askerin karısı düğün gecesi de olsa, mutfakta gerek!." diye şakasını sürdürüyordu. latife, çarçabuk elindeki eldivenleri çıkardı, elinden ---tek beyaz gülü --- gazi paşa`nın kucağına koydu ve bir serçe . hafifliği ile sekerek odadan çıktı.
o akşam, latife`nin elleriyle kurulan sofra sade, fakat çok güzeldi. gazi paşa, sofrada sağ basma latife`yi, sol bası¬na adviye hanım`ı almıştı. latife`nin yanında kâzım karabe-kir.paşa, adviye hanım`ın yanında rukiye ve muammer bey oturmuş; fevzi paşa`nm yanı başına da vechiye ile orhan yerleşmişti. gazi paşa memnun ve her zamanki gibi, konuş- kandı. kâzım karabekir paşa`ya, izmir`e giderken turgutlu`da rastladığımız bir olayı anlatıyordu:
"turgutlu`ya geldik. yanımda fevzi paşa hazretleri, bizim ismet (inönü), nuri (conker), ruşen eşref (ünaydın), salih (ben) var. baktık, turgutlu`nun kenarında bir kilise. kubbesine türk bayrağı çekilmiş, kapısı kapalı, öy¬lece duruyor. bizden korunmak için mi, bize yaranmak için mi bu bayrağı kubbeye dikmişler diye düşünürken, birden bir bomba patladı! kilisenin bir duvarı çöktü ve çökmesiyle birlikte de koca bina yanmaya başladı. saatli bir bomba kullandıkları anlaşılıyor. belki de türk bayrağı çekerek merak uyandırmayı ve içeri giren olursa, kilise ile birlikte havaya uçurmayı düşünmüş olacaklar. hemen bü¬tün turgutlu halkı ile birlikte, biz de durup yangım seyretmeye başladık.
"alevler, kubbenin kurşunlarını ısıttıkça kurşunlar bükülüp kabarıyor, kullanılan tahta malzeme çatırdayarak yanıyor. fakat hepimizin gözü, kubbenin tepesindeki bayrakta!.
"hiç kimse, kubbenin tepesindeki bayrağın gözümüzün önünde yanmasına razı değil!. ama çare yok! alevler yükseldi, yükseldi, kubbenin tepesine geldi. hepimiz: `bayrak ha tutuştu ha tutuşacak` diye bekliyoruz. birden akıl almaz bir şey oldu!. alevler, bayrağı tutan ipi yakınca, sıyrılan bayrak, esen rüzgârla şişip havada uçmaya başladı. bütün göğüslerin bir "oooohh!." sesiyle boşaldığını kulaklarımla duydum. bayrak uçtu, uçtu bir çınar ağacının dalları araşma takılıp kaldı.
"ben; fala, keramete inanmam!. fakat ne yalan söyleyeyim, bayrağın bir ucundan olsun yanmadan koca çınar ağacına düşmesini doğrusu zafer müjdesi saydım.ertesi gün izmir`deydik.``
``latife ve fikriye. iki aşk arasında Atatürk. ismet bozdağ truva yayınları

